‘’Aceleci Ruhlar’’ ve Kaygı

Modern yaşam, bireyi sürekli bir “yetişme” hali içinde konumlandırır. Zamanın hızlandığı,
üretkenliğin ve verimliliğin yüceltildiği bu düzende, insan yalnızca fiziksel olarak değil,
zihinsel ve duygusal olarak da kesintisiz bir hareket haline zorlanır. Bu durumu kaygı olarak
nitelendirebiliriz. Çünkü birey, hiçbir zaman tam anlamıyla yeterli ya da tamamlanmış
hissetmez.

“Aceleci ruhlar” kavramı, bu bağlamda, bireyin içsel ritmi ile dış dünyanın dayattığı hız
arasındaki uyumsuzluğu ifade eder. İnsanoğlu biyolojik ve psikolojik olarak belirli bir denge
ve süreklilik ihtiyacı taşırken, çağdaş yaşam bu dengeyi kesintiye uğratır. Dolayısıyla sürekli
bir eksiklik ve gecikmişlik hissi deneyimler. Bu durum yalnızca performans kaygısıyla sınırlı
kalmaz; aynı zamanda varoluşsal bir huzursuzluğa da zemin hazırlar.

Kızılderililer fazla yürüdüklerinde bir ağaç altında oturur ve ‘bedenimiz hızlandı, ruhumuz
geride kaldı, ruhlarımızı bekliyoruz.’ derlermiş. Geniş zamanlardaki uzun aralardan ziyade
yoğun zamanlardaki kısa aralar kalp ve ruhumuzun yetişmesi, dinmesi, kendimizi dinlememiz
açısından çok kıymetlidir.

“Ruhun geride kalmışlığı” bu kopuşun daha derin bir boyutunu temsil eder. Birey gündelik
sorumluluklarını yerine getirirken, duygusal süreçlerini işleyemez hale gelir. Deneyimler
yaşanır fakat anlamlandırılamaz; duygular hissedilir fakat bütünleştirilemez. Bu noktada ruh,
adeta zamanın gerisinde kalır. Psikolojik açıdan bu durum, kronik kaygı, tükenmişlik ve
yabancılaşma ile ilişkilendirilebilir.

Dolayısıyla mesele, her şeye yetişmek değil; bireyin kendi içsel temposunu yeniden
keşfetmesidir. Yavaşlamak, yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda psikolojik bir gerekliliktir.
Çünkü insan, ancak kendi ruhuna yetişebildiği ölçüde bütünlük hissini yeniden inşa edebilir.

Klinik Psikolog Ahmet Vefa Çetin
Ahmet Vefa Çetin
Klinik Psikolog