Sosyal Kaygı: Herkes Bana Bakıyor Hissinden Kurtulmak Mümkün mü?
Bir kafeye giriyorsunuz…
Sanki ortam bir anda sessizleşiyor ve herkes gözlerini size çeviriyor gibi hissediyorsunuz. Kalbiniz hızlanıyor, avuçlarınız terliyor. Bir sunum yapmanız gerektiğinde ise tek düşünceniz:
“Kesin rezil olacağım.”Eğer bu hisler size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Sosyal kaygı (sosyal fobi), milyonlarca insanın yaşadığı ama çoğu zaman dışarıdan fark edilmeyen bir durumdur. Basit bir utangaçlıktan çok daha fazlasıdır; kişinin günlük yaşamını, işini ve ilişkilerini etkileyebilecek kadar güçlenebilir.
Peki gerçekten, bu görünmez “herkes bana bakıyor” baskısından kurtulmak mümkün mü?
Evet, mümkün. Ve bunun ilk adımı sosyal kaygının ne olduğunu anlamaktan geçiyor.
Sosyal Kaygı ve Utangaçlık Aynı Şey Değildir
Sosyal kaygıyı anlamak için önce onu utangaçlıktan ayırmak gerekir.
Utangaçlık
Sosyal Kaygı Bozukluğu
- Yeni ortamlarda çekingenlik hissi
- Yoğun ve sürekli kaygı
- Ortama alışınca rahatlama
- Ortamdan kaçma isteği
- Sosyal hayatı engellemez
Sosyal hayatı sınırlandırır.
Utangaç biri, kısa süre sonra ortama uyum sağlayabilir.
Sosyal kaygı yaşayan biri ise, sosyal bir etkinlikten günler önce endişe duymaya başlayabilir. Etkinlik bittikten sonra bile “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” düşüncesi günlerce devam edebilir.
Bu duruma sıkça eşlik eden fiziksel belirtiler:
• Kalp çarpıntısı
• Yüz kızarması
• Titreme
• Mide bulantısı
Bu nedenle sosyal kaygı, sadece “ben biraz çekingenim” değil; gerektiğinde profesyonel destek gerektiren ciddi bir durumdur.
"Spot Işığı Etkisi": Zihnin Bize Kurduğu Tuzak
“Herkes bana bakıyor.”
Bu düşüncenin psikolojide bir adı var: Spot Işığı Etkisi.
Bu etki, kendi davranışlarımızın başkaları tarafından abartılı bir şekilde fark edildiğini düşünmemize yol açar.
Örneğin:
• Gömleğinizde minik bir leke var, "Kesin herkes fark etti."
• Sunumda kelimeyi yanlış söylediniz, "Şu an benimle dalga geçiyorlardır."
Gerçek ise çok daha basittir:
İnsanlar kendi hayatlarıyla ilgilenir.
Muhtemelen o lekeyi fark etmediler bile; fark ettilerse de saniyeler içinde unuttular.
Bunu fark etmek bile üzerimizdeki baskıyı azaltmaya başlar.
Sosyal Kaygıyla Baş Etmek İçin 3 Bilim Temelli Yöntem
Sosyal kaygıdan kaçmak değil, onunla doğru şekilde yüzleşmek gerekir.
İşte uygulaması kolay, hayatınıza hemen uyarlayabileceğiniz üç adım:
1. Düşünceleri Sorgulayın (Bilişsel Yeniden Yapılandırma)
Kaygıyı tetikleyen şey çoğu zaman durum değil, o durum hakkındaki düşüncelerimizdir.
Olumsuz düşünceyi fark edin.
“Kesin sıkıcı olduğumu düşünecekler.”
Bu düşünceyi kanıtlarla test edin.
“Daha önce sohbet ettiğim insanlar benimle konuşmaya devam etti.”
Alternatif bir düşünce üretin.
“Herkesi etkilemek zorunda değilim. Benimle ilgilenen kişiler olacaktır.”
Bu teknik, Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) temel yöntemidir ve sosyal kaygı tedavisinde oldukça etkilidir.
2. Kaçınmak Yerine Maruz Kalın (Adım Adım)
Korktukça kaçınırız.
Kaçındıkça korkumuz büyür.
Bu döngüyü kırmak için küçük adımlarla yüzleşmeniz gerekir.
Bir liste hazırlayın (en kolaydan en zora doğru):
• Kasiyere “İyi günler” demek
• Birine mesaj atmak
• Bir sosyal etkinliğe katılmak
Her adımda beyniniz şunu öğrenir:
“Bu durum düşündüğüm kadar tehlikeli değil.”
3. Dikkatinizi Kendinizden Değil, Ortamdan Alın
Kaygı anında tüm odağımız içimize döner:
“Nasıl görünüyorum? Ellerim titriyor mu?”
Bu zihinsel büyüteci kırmak için dışarı odaklanın.
• Karşınızdakinin ne anlattığını dikkatle dinleyin
• Ortamdaki sesleri, renkleri, detayları fark edin
Kaygı, odağınız kendi üzerinizdeyken güçlenir.
Odağınızı dışarı yönlendirdiğinizde zayıflar.
Ahmet Vefa Çetin
Klinik Psikolog Yayın Tarihi: